22 Mart 2018 Perşembe

Gözlemleyenin Laneti

Hani bahardan çok büyük beklentilerimiz vardır ya, yeni yıldan olduğu gibi, ya da doğum günlerimizden, yıl dönümlerimizden, iple çekeriz o günleri, ne de olsa yepyeni insanlara dönüşeceğizdir, hayat şartlarımız mükemmelleşecektir, daha mutlu olacağızdır. O beklentiler hiçbir zaman gerçekleşemez ama biz tüketmeyiz umutları, her bahar yeniden umutlanırız.

O bahar da öyle oldu, sanki ne bileyim talih kuşu kafama konuverecekmiş gibi kıpır kıpır bir sevinç içimde ve bu sefer hakikaten de bir şeyler değişti sanırım.

Her gün aynı saatte bahçeye iki tane karganın geldiğini fark ettim, gün batımına doğru hep aynı ağacın aynı dalına konuyorlardı. İlk birkaç gün önemsemedim, aradan bir hafta geçip bunların hala aynı saatlerde geldiğini görünce ertesi gün bahçeye çıkmaya karar verdim, karşıdaki ağacın altına sandalyemi çekip olabildiğince kendimi saklamaya çalışarak, gözlemlemeye başladım.

İkisi birden geldi. Gagalarında bir şeyler parıldıyor gibiydi, onları toprağa bıraktılar teker teker ve belki dört beş kez havalanıp geri döndüler her seferinde gagalarındakileri toprağa bıraktılar. En sonuncuyu da bıraktıklarında dala tüneyip çeşitli sesler çıkararak kanat çırptılar, belki bir on dakika sürdü ve havalanıp artık yavaştan kararmış gökyüzüne doğru kanat çırptılar.

Bıraktıkları şeylerin ne olduğuna bakmak için yöneldim toprağa; bir sürü pırıltılı, rengarenk, cam gibi minik parçalar kararmış havaya rağmen yansıma yapıyordu toprakta, yavaş yavaş toprak hareket ederek hepsini yuttu, o an bunun gözlerimin bir oyunu olduğunu sanmıştım. Kargalar bir daha gelmedi ve ben uzun bir süre kendimi suçladım; " gözlemleyenin laneti"...

Birkaç ay sonra ben tam bu olayı unutmuşken, pırıltılı parçaların olduğu toprakta minik filizler belirmeye başladı.Bir iki hafta sonra daha önce görmediğim parlak yeşil iri yapraklı ağaçlara dönüştüler, baharın sonunda, yazın başında sarı minik meyveler olgunlaştı dallarında ve ben bilmem hangi cesaret o meyvelerden yedim, yiyemediklerimin konservesini yaptım.

Yazın sonunda ben ben değildim artık; belki bir kargaydım, belki bir meyve bir çeşit sürüngen de olabilirdim ya da ne bileyim bulut, yağmur damlası, rüzgar. İçimdeki tüm hüznü ve acıyı meyveler yok etti ve ben olabildiğince özgür bir "şey" olarak hayatıma devam ediyorum ya da artık bir hayatım kalmadı.

Beni o ağaçların altına gömmüşler.

Esindaş

0 yorum: